Notices

Karpaşa

KARPAŞA (KARPASİA – KARPASHİA)

Girne’nin 30 km güneybatısındadır. Karpaşa , 1974’ten önce Maronitlerin yaşadığı 4 köyün en küçüğüydü . Adının Türkçe olan “Kurp-Asia” kelimelerinden türediği ve “Asya’nın yanında” anlamına geldiği tezi yaygındır.

1974’ten önce köy halkı tarım ve hayvancılıkla uğraşıyordu . Bölgeye  düşen yıllık yağış miktarı çok olmadığı  için,  kuru tarım yapılmaktadır. Arazilerin büyük bir bölümü tarıma uygun değildir ve maki bitki örtüsü ile kaplıdır.  Zeytin, zeytin yağı  ve harup köylünün diğer gelir kaynaklarıydı . 2011 yılında yapılan nüfus sayımına göre köyün nüfusu 256 olarak belirlenmiştir.

KÖYÜN TARİHİ YERLERİ

KUTSAL HAÇ (TİMİOS STAVROS – HOLY CROSS) KİLİSESİ

Köy kilisesi “Kutsal Haç”a adanmıştır. Rupert Gunnis’e göre daha önce var olan eski bir kilisenin temelleri üzerine 1924 yılında yeniden inşa edilmiştir .

ANTİK NEKROPOL

Köyün doğusunda antik bir mezarlık alanı bulunmaktadır. Bu bölgede yapılan kazılarda çeşitli tarihi eserler gün ışığına çıkarılmıştır.

Çamlıbel

ÇAMLIBEL 
(MİRTU – MİRTİ – MRYTOU)

Çamlıbel ; Girne’nin 28 km güneybatısında, Girne – Güzelyurt anayolu üzerindedir . İdari statü yönünden  Girne ilçesine bağlı bir “bucak”tır . Köy ; Lefkoşa , Girne ve Güzelyurt’tan gelen üç anayolun birleştiği merkezi bir noktada kurulmuştur ve tüm yolların geçtiği bir kavşak durumundadır.
Deniz düzeyinden 270 m yükseklikte olan bir tepenin düzlüğünde kurulu olan köy  kuzeyde Geçitköy (Panagra) , batıda Tepebaşı (Yorgoz) , güneyde Karpaşa (Karpasia) , doğuda Hisarköy (Kambilli) ve güneydoğuda Özhan (Asomatos) köyleri ile komşudur. Köyün orjinal adı olan Mrytou’nun  kaynağı ile ilgili çeşitli söylenceler vardır. Bunlardan en yaygın olanına göre köyün adı Türkçe “MERSİN” olarak bilinen “MYRTOS veya MYRTIA – myrtle” bitkisinden gelmiştir. Köyün batı kısmı tamamen mersin ağaçları ile kaplıdır ve bu bölge “Mersinlik – Mersinia” olarak bilinir.

1974’ten önce olduğu gibi  günümüzde de köy halkının geçim kaynakları tarım ile küçükbaş ve büyükbaş hayvancılıktır. Sulanabilen bölgelerde sulu tarım yapılmakta, sebze ve meyve yetiştirilmektedir. Köy arazilerinde bulunan harup ve zeytin ağaçları da köylüye ek gelir getirmektedir. Köyde, köylünün sütünü işleyip süt ürünlerine dönüştüren bir tesis bulunmaktadır. Köyde yakın köylere de hizmet veren bir merkez ilkokulu (Çamlıbel Aysun İlkokulu), spor kulübü,çocuk parkı,  futbol sahası ve polis karakolu vardır. 2011 yılı nüfus sayımında nüfusu 872 olarak saptanmıştır.

ÇAMLIBEL CAMİSİ

Köy 1974’ten önce bir Rum köyü idi . Bu nedenle köyde cami yoktu. 1974-75 döneminde Güney Kıbrıs’tan göç eden Türklerin köye yerleştirilmesinden sonra bir camiye gereksinim duyuldu  ve  köy meydanına yakın bir yerde bulunan boş bir arsaya cami inşa edildi . Minareli olarak inşa edilen bu cami modern bir yapıdır ve  önemli bir mimari özelliği yoktur.

TARİHİ SU KEMERLERİ

Çamlıbel ile Karpaşa arasında bulunan ve bir zamanlar köy dışındaki pınar ve kuyulardan hem köye , hem de köyün en önemli yapısı olan Saint Panteleimon Manastırı’na su getirmek için inşa edilen su kemerlerinin kesin inşa tarihi bilinmemektedir . Kemerler yer yer yıkılmış olsa bile yine de çok büyük bir kısmı sağlam durumdadır. 2011 yılının başlarında ayakta kalan kemerlerin restorasyonu Lapta Belediyesi tarafından gerçekleştirilmiş ve yok olmasının önüne geçilmiştir.

KÖYÜN TARİHİ ESERLERİ

SAİNT PANTELEİMON MANASTIRI 
(MONİ AGIOS PANTELEIMONOS)

Osmanlı Döneminde Mirtu köyünün büyümesinde, gelişmesinde ve sosyoekonomik yapısında önemli bir rolü olan manastır  köyün doğusunda , Çamlıbel – Lefkoşa yolu üzerindedir. Manastırın inşa edildiği tarih ile ilgili  kesin bir belge yoktur .

Kuruluş aşamasında Kıbrıs’ı ziyaret eden Rus gezgin keşiş Vassili Barski’ye göre manastırın inşa edildiği tarih 1735’tir.  Bugünkü manastır binaları değişik dönemlerde yapılmıştır. Manastırın ana giriş kısmı ve misafir kompleksinin bir kısmının inşa tarihi 1910’lu yılların başıdır. Binaların büyük bir kısmının mimari özelliği yoktur . Fakat kilise yapısı Rönesans dönemi özelliklerini  içerir . Kilise iki geçitli (koridorlu) ve kemerli bir yapıdır.
Manastır biri güneyde , diğeri ise batıda bulunan iki bina kompleksinden meydana gelmiştir. Bu komplekslerde yer alan yapıların tümünün  hem zemin, hem de üst katları kemerlidir.
Manastır binaları II.  Barış Harekatı’nın tamamlanmasından sonra askeri bölge içerisinde kaldı.  2000’li yılların sonlarına doğru askeri birlikler  bölgeden tamamen çekildi ve manastır binaları boşaltıldı . Günümüzde kilise ve manastır binaları Lapta Belediyesi ve Vakiflar Dairesi ortaklığında tavan güçlendirme ve temizlik çalışmaları ile korunmuştur.

MARGİ (MARKİ) KİLİSE VE MANASTIRI

Maronitlere ait  bir rahibe manastırı olan Marki , Çamlıbel’in 1.5  km doğusundadır. Kilise 1960 yılından önce tamamen yıkılmış ve harabe durumuna gelmiştir. Manastır binalarının ise izi bile kalmamıştır ve günümüzde temellerini bile görmek mümkün değildir. Manastır yakınındaki küçük şapel ise Maronit toplumu tarafından günümüzde de kullanılmakta ve her yıl 8 Eylül günü burada ayin düzenlenmektedir.

MAVİ KÖŞK

Çamlıbel’deki  Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kontrolundaki askeri bölgede  bulunan iki katlı bir yapıdır.
Köşkün tarihçesi ve geçmişi ile ilgili yazılı bir kaynak yoktur. Hatta kime ait olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Köşkte görevli askerlerin verdiği bilgilere göre köşk , İtalyan asıllı ve Kıbrıs doğumlu bir Rum olan Paolo Paolides (Pavlo Pavlidis)’e aittir . Pavlidis , Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı olan Makarios’un  Kıbrıs Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu olarak görev yaptığı dönemde, en yakın arkadaşı ve özel avukatıymış . Avukat olmasına rağmen  Mafia üyesi ve Ortadoğu’nun en büyük silah kaçakçısı olduğu ve avukatlık mesleğini silah ticaretini gizlemek için seçtiği söylenmektedir. Bu nedenle köşkü;  kimsenin dışarıdan göremeyeceği , ancak her tarafa hakim olan bir yerde bulunduğu için tüm çevreyi görebileceği bir yere  inşa ettirdiği anlatılır .
Pavlidis’in   1974   Barış    Harekatı sırasında köşkü terk ederek İtalya’ya kaçtığı söylenmektedir.
Günümüzde bu yapı “Mavi Köşk” adı altında müze olarak korunmaktadır.

Tepebaşı

TEPEBAŞI
(YORGOZ – DIORIOS – DHIORIOS)

Girne kentinin 32 km batısında , Girne – Güzelyurt anayolunun üzerinde kurulu bir köydür. 1974’ten önce Türkler arasında köyün adı “Yorgoz” idi. 1975’te köy adları Türkçeleştirilirken , bir tepenin üzerinde kurulu olmasından dolayı köye “Tepebaşı” adı verildi . 2011 yılı nüfus sayımı verilerine göre köyün nüfusu 774 olarak saptanmıştır.
Köy halkının geçim kaynakları hayvancılık ve tarımdır . Tahıl ekiminin yanında , köyde sulanabilen bölgelerde sulu tarım da yapılmakta ve sebze yetiştirilmektedir . Domatesleri ada çapında ünlüdür . Dağlık kısımlarda çok sayıda zeytin ve harup ağacı da vardır . Ormanlık alanlarda yetişen mantar da köylüye ek bir gelir sağlamaktadır.

TEPEBAŞI (YORGOZ) BELİĞ PAŞA  CAMİSİ

Bir zamanlar hukukçu olarak en üst düzeylerde Mısır’da görev yapan, Lefkoşa’nın zenginlerinden sayılan ve köyde yazlık bir konağı bulunan Ahmet Beliğ Paşa (1851 – 1924) tarafından 1901 yılında yaptırılan Yorgoz Camisi, güneydoğu – kuzeybatı yönünde inşa edilmiş kare planlı büyük bir yapıdır.

KÖYÜN TARİHİ  YERLERİ

AGIA MARINA KİLİSESİ (ESKİ KİLİSE)

Azize Marina’ya adanan köy kilisesi XIX. yüzyılın başlarında daha eski bir kilisenin temelleri  üzerine inşa edilmiştir. George Jeffery kilisenin inşa tarihini 1850 olarak vermektedir . Günümüzde kilise harap durumdadır.

AGIA MARINA KİLİSESİ (YENİ KİLİSE)

Eski kilise ile aynı adı taşıyan yeni kilise XX. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilmiştir. Çok büyük kubbesi ile dikkati çeken modern görünüşlü bu kilisenin hiçbir mimari özelliği  yoktur. Yapıda dikkati çeken tek özellik  çan kulesinin ana yapıdan ayrı oluşudur.

TEPEBAŞI  PINARI VE ÇEŞMESİ

Köyün en güzel tarihi eserlerinden olan köy çeşmesinin inşa tarihi bilinmemektedir . 1998 yılının Kasım ayında köye seçilen yeni muhtarın köyde başlattığı temizlik kampanyası sırasında kaldırılan çöp ve moloz yığınlarının altında bir çeşme yapısının bulunduğu fark edilmiş ve yapı korumaya alınarak restorasyonu yapılmıştır. Günümüzde çok iyi durumda bulunan bu çok musluklu çeşmeden akan su , köy yakınlarındaki bir pınardan gelmektedir.
Çeşme kesme taştan yapılmış , çok musluklu bir köy çeşmesidir . Yol düzeyinden daha aşağıda bulunan düz bir platform üzerine inşa edilmiştir. Ön cephesinde , sütunlar üzerine oturan beş kemerin  oluşturduğu nişler içerisinde musluklar bulunmaktadır. Kuzey yönündeki son niş,  diğerlerinden daha büyüktür. Haznesi yoktur . Çeşmeye bağlı olan bir de büyük su kanalı bulunmaktadır .  Çeşmeyi hatırlayan yaşlı köylülerin anlatığına göre 1974’ten önce bu çeşmeden 24 saat bol su akıyordu . 1974’ten sonra da kısa bir süre akmaya devam etmiş , sonradan kurumuştur.  Köylüler 1978 yılına kadar çeşmenin aktığını söylemektedirler.

GELENEKSEL MEDOŞ LALESİ FESTİVALİ

Lapta Belediyesi ve Tepebaşı Kültür Sanat ve Doğayı Koruma Derneği tarafından her yıl düzenli olarak Medoş Lalesi Festivali gerçekleştirilmektedir. Festivalin amacı, bölgenin tanıtımını sağlamak ve bölgeye gelen ziyaretçilere bölgenin değerlerini ve güzelliklerini en iyi şekilde yansıtmaktır.

Akdeniz

AKDENİZ
(AYİRİNİ – AYRİNİ – AYA İRİNİ – AGIA EIRINI)

Girne   ilçesinin batıdaki son köyü olan Akdeniz , Girne kentinin 38 km güneybatısındadır ve  Omorfo (Güzelyurt) Körfezi’nin yakınındaki bir düzlükte  kuruludur.Köy; kuzeyde Koruçam (Kormacit) ile Sadrazamköy (Livera) , doğuda Tepebaşı (Yorgoz) ile Karpaşa (Karpasia) , güneydoğuda Güzelyurt ilçesine bağlı bir köy olan Kalkanlı (Kapouti – Kalo Chorio) ve güneybatıda yine bir Güzelyurt ilçesi köyü olan Yayla (Kumköy – Syrianochori) ile komşudur. Köy orjinal adı olan Ayirini (Aya İrini) adını ; 1260 yılında burada yaşadığı söylenen ve öldükten sonra azize ilan edilen  Rahibe Eirene (İrene)’den almıştı . Köy adlarının Türkçeleştirildiği 1975 yılında köye , yakınındaki Akdeniz Ormanları’ndan dolayı “Akdeniz” adı verilmiştir.

Etrafı ormanlarla kaplı olan köy verimli topraklara sahiptir. Bu nedenle tahıl ekimi yanında sulu tarım da yapılmakta ve her çeşit sebze , meyve ve narenciye yetiştirilmektedir . Köy özellikle karpuzu ile ünlenmiştir. Köy arazileri içerisinde bulunan harup ve zeytin ağaçları da köylünün diğer gelir kaynaklarıdır. Köyde hayvancılık çok gelişmiştir . Hayvanlardan sağlanan süt , köy içerisinde ve yakınında bulunan tesislerde  başta “hellim” olmak üzere süt ürünlerine dönüştürülmektedir .
1974’ten önce köy, Türklerin çoğunlukta olduğu karma bir nüfusa sahipti . 1946 yılında yapılan nüfus sayımında köyün nüfusu 368 idi . Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilan edildiği 1960’ta yapılan sayımda ise köyde 305 Türk ile 166 Rum yaşıyordu ve toplam nüfus 471 idi . II. Barış Harekatı’nı takiben köydeki Rumlar köyü terk etmişlerdi. 1996 yılındaki sayımda Akdeniz köyünün nüfusu 478 , 2006’da ise 597 ve 2011 yılında yapılan sayımda 522 olarak saptanmıştır .
Köyün 2 km batısında , Omorfo Körfezi’ndeki  4300 m uzunluğundaki plajın altın sarısı kumsalı, “chelonia  mydas” türü kaplumbağaların yumurtlama alanıdır. Plaj , orman ile içiçedir .

KÖYDEKİ  ÖNEMLİ  ESERLER

AKDENİZ (AYİRİNİ) CAMİSİ

Köy meydanında bulunan cami oldukça yeni bir yapıdır . Camiden ayrı olarak inşa edilmiş olan minare ise  1990’lı yıllarda , sonradan yapıya eklenmiştir.

 AKDENİZ KÖY CAMİSİ

AGIA EIRINI (AYA İRİNİ – ST.İRENE) KİLİSESİ

Köyün batısında bulunan  kilise Azize İrini’ye adanmıştır. Mimari bakımdan bir özelliği olmayan yapının inşa tarihi 1832’dir. Rupert Gunnis’e göre kilise avlusunda , 4 satır halinde yazılar içeren Roma dönemine ait bir mezar taşı (cippus) bulunuyordu .

ANIT AĞAÇ
KIZIL ÇAM “MERSİNLİK ÇAMI” (Pinus brutia Tenore) – Pinaceae

Orman Dairesi tarafından “Anıt  ağaç” olarak kabul edilen Mersinlik Çamı ,  Tepebaşı – Akdeniz köyleri arasındaki asfalt yol üzerinde bulunmaktadır. 21 m yüksekliğinde ve 3.50 m çevre genişliğindeki bu ağaç yaklaşık olarak  300 yaşındadır. Orman Dairesi Güzelyurt Bölge Şefliği’nin kontrolundadır.
2000 yılında kabuk böceği hastalığı nedeniyle kurumuştur.

AKDENİZ ÖZEL ÇEVRE KORUMA BÖLGESİ

Avrupa Birliği (AB) Doğa Koruma Projesi kapsamında koruma altına alınan “Akdeniz Özel Çevre Koruma Bölgesi”, ilçenin batı kıyılarında geniş bir alanı kaplamaktadır. Bitki, hayvan ve kuş türleri için çok önemli ve bozulmamış bir doğal alandır. Bu bölgede “endemik Limonium türleri bulunduran Akdeniz vejatasyonlu deniz uçurumu” habitatı ve “embriyonik değişken kum tepeleri” gibi  çok  hassas habitatlar   dokunulmamış   olarak
korunmuştur. Bu koruma bölgesindeki en önemli bitki türleri ; endemik “Kıbrıs Medoş Lalesi” ve endemik bir orkide türü olan “Kıbrıs Ofrisi”dir. Bölgedeki  kumsal alanlar ve plajlar  ise Yeşil ve Sini Kaplumbağaları’nın yumurtlama alanlarıdır. Yedi endemik kuş alttürünün göründüğü Akdeniz Özel Çevre Koruma Bölgesi, bulunduğu yer dolayısıyla Avrupa , Sibirya ve Kafkaslar’dan gelen 200’den fazla göçmen kuş türü için de önemli bir konaklama merkezidir.

AKDENİZ ÖZEL ÇEVRE KORUMA BÖLGESİ

KUM TEPELERİ

AKDENİZ AYRELLİ FESTİVALİ

1974 öncesinde “5 Mayıs Aya İrini Panayırı” olarak düzenlenen etkinlik, 1974’den sonra 2013 yılında ilk kez 1. Akdeniz Ayrelli Festivali adıyla Lapta Belediyesi, Akdeniz Muhtarlığı ve Akdeniz Köyü Kalkındırma ve Çevreyi Koruma Derneği (AKÇEV) işbirliğinde gerçekleştirildi. Her yıl düzenli olarak gerçekleştirilmesi ve bölge tanıtımına katkı sağlaması amaçlanmaktadır.

Koruçam

KORUÇAM : MARONİT KÖYÜ
(KORMACİT – KORMAKITI – KORMAKİTİS)

Girne’nin 34 km batısında bulunan bir Maronit köyüdür. Köye iki değişik yol izlenerek gidilebilir. Köyün denize olan uzaklığı; kuzeyde 2 km,  batıdaki Güzelyurt (Omorfo) Körfezi’ne ise 5 km’dir. 2011 nüfus sayımı verilerine göre köyün nüfusu 309’dur.

Köyün adının kaynağı ile ilgili üç değişik söylenti vardır. Birinci söylentiye göre köyün adı “Koura” kelimesinden türemiştir . Koura , Lübnan’da bulunan bir köyün adıdır ve Kormacit köyünü kuranların bu köyden göç ettikleri söylenmektedir. İkinci söylentiye göre İ.Ö. VIII. yüzyılda ticaretle uğraşan Fenikeliler Lübnan’dan Kıbrıs’a gelmişler ve adanın kuzeybatısında, “Kormia” adlı bir ticaret kasabası kurmuşlardır. Tarihçiler bu kasabanın bugünkü Sadrazamköy (Livera) köyü yakınında olduğunu ileri sürmektedirler. Üçüncü söylenti V. yüzyılda yaşamış olan St.Barnabas’ın otobiografisinde ,  Livera köyünün yakınında “Krommiakitis” mevkiinin  bulunduğunu ve bu bölgenin antik bir devlet olan Kermia’nın hudutları içerisinde olduğunu yazmaktadır. Bu tarihçiler köyün adının “Krommiakitis” kelimesinden geldiğini ve St.Barnabas’ın bu köyü ziyaret ettiğine inandıklarını  belirmektedirler.

Köyün en önemli özelliği ,  bölgenin en çok yağış alan köyü oluşudur. Bu nedenle köyde tahıl ekildiği gibi , sulu tarım da yapılmaktadır. Köyde hayvancılık da gelişmiştir ve bölgenin diğer köylerine göre oldukça ileri durumdadır. Köy arazilerinde, çok sayıda zeytin ve harup ağacı da bulunmaktadır.

KÖYÜN TARİHİ YERLERİ

Sadrazam

SADRAZAMKÖY (LIVERA – LIVERAS)

Köy ; Girne’nin batısında , Koruçam (Kormacit)  Yarımadası   kuzeybatı sahil yolu üzerinde , Kormacit Burnu’na çok yakın bir yerde kurulmuştur. Girne’den uzaklığı  40  kilometredir . Doğuda Kayalar (Orga)  ve güneydoğuda Koruçam (Kormacit) köyleri ile komşudur. Kuzeyi ve batısı denizdir . Kıbrıs adasının kuzeybatıdaki son noktası olan Kormacit Burnu’nun köyden uzaklığı   1.5 – 2 km’dir. Köy topraklarının büyük bir bölümünü , batısındaki Güzelyurt (Omorfo) Körfezi sahilleri  oluşturur.

1974’ten önce nüfusunun tamamını Rumların oluşturduğu köyün orjinal  adı olan “Liveras”ın nereden geldiği bilinmemektedir . Her ne kadar Rum araştırmacı N. Klerides bu ismin önceleri “Liviera”, daha sonra “Livieros” ve son olarak “Liveras” şeklinde kullanıldığını ve bu ismin Lüzinyan döneminden kalma olduğunu belirtse de, köyün adına hiçbir Orta Çağ haritasında rastlanılmaz. 1974’ten sonra köy adları Türkçeleştirilirken köye “Sadrazamköy” adı verilmiştir.

Köy denize çok yakın bir düzlük üzerinde kuruludur. Güneye doğru yükselti artar. Güneyi ormanlıktır ve “Kormacit Ormanı” adıyla bilinen araziler , orman ağaçları ve  maki bitki topluluğu ile kaplıdır. 20 Temmuz 1974’ten sonra köye Türkiye’nin Araklı-Trabzon yöresinden göç eden aileler yerleştirilmiştir. Köylünün başlıca gelir kaynakları hayvancılık , kuru ziraat , sulanabilen yerlerde sebzecilik ve bölgedeki zeytin ile harup ağaçlarıdır.

1996 yılındaki nüfus sayımında köyde 145 kişinin yaşadığı saptanmıştır. 2006 sayımında köy nüfusu 166, 2011 yılında ise 170 olmuştur.

KÖYÜN TARİHİ YERLERİ

KONSTANTİN (ST.CONSTANTINE) VE 
AGIA ELENİ (ST.HELENA) KİLİSESİ

Köyün ana kilisesidir. Bizans imparatoru Konstantin ve annesi Eleni (Helena)’ye adanan kilise ; antik bir yerleşim alanı  üzerinde  1894 yılında inşa edilmiş,  inşasında çamur ve tuğla kullanılmıştır. Kilisenin 1974’ten önce onarım gördüğü ve bu sırada orijinal özelliklerini kaybettiği sanılmaktadır. Camiye çevrilirken ana yapıda hiçbir değişiklik yapılmamış , sadece çan kulesine hoparlör takılmış ve kilise avlusunun kuzeybatı köşesine , camiye gelenlerin  abdest alabilmesi için üç çeşmeli , beton bir sebil yapılmıştır.

GÖZETLEME KULESİ

Köyün kuzeyinde , Kormacit Burnu yakınında kare şeklinde inşa edilmiş eski bir yapının kalıntıları bulunuyordu.Bu yıkık yapının Ortaçağ’da veya Venedik döneminde gözetleme kulesi olarak inşa edildiği ileri sürülmektedir. Köyün 8 km  güneybatısında , büyük bir kısmı deniz kenarında, iki veya üç tanesi de denizin içerisinde olan çok sayıda sütunlar bulunmaktadır.

Kayalar

KAYALAR (ORGA)

Girne’nin 30 km batısında, Koruçam (Kormacit) Yarımadası’nın kuzeyindedir. Evleri dağ yamaçlarında olduğu için sokakları dar ve inişli yokuşludur .
Köyün adına Ortaçağ haritalarında ve Osmanlı kayıtlarında rastlanılmadığına göre yeni bir yerleşim yeridir. Kıbrıslı Rum araştırmacı N.Klerides’e göre köyün adı , köye ilk yerleşen “Olga” isimli bir kadından gelmektedir. “Olga” ismi zamanla halk dilinde değişerek “Orga”ya dönüşmüştür.

Fiziki yapısı nedeniyle köyün ekilebilecek arazisi çok azdır. Köylünün geçim kaynakları tahıl ekimi ile dağlık arazide bulunan zeytin ve harup ağaçlarıdır.
20 Temmuz 1974 Barış Harekatı’ndan sonra Rumların terk ettiği köyün adı “Kayalar” olarak Türkçeleştirilmiş ve köye Türkiye’den gelen göçmenler yerleştirilmiştir. Köylerin idari yönden belediyelere bağlanması yasası kabul edildikten sonra Kayalar köyü Lapta Belediyesi’ne bağlanmıştır. 2011 nüfus sayımı verilerine göre nüfusu 234’tür.

KÖYÜN TARİHİ  ESERLERİ

AGİOS GEORGİOS KİLİSESİ

Köyün tek kilisesi Agios Georgios’a adanmıştır. Oldukça yeni bir yapıdır . Köy içerisinde,  bir tepenin yamacındaki düzlükte kurulmuştur .Günümüzde cami olarak kullanıldığından , namaza gelenlerin abdest alabilmeleri için batısına çok çeşmeli bir sebil yapılmıştır.

KORNOS KOYU VE  AGIOS GEORGIOS (SAINT GEORGE) ŞAPELİ

Maronitler için kutsal kabul edilen bu şapel Aziz George’a adanmıştır ve  Kayalar köyünün 5 km batısında, deniz kenarında , Kornos (Cornos) mevkii diye bilinen koydadır. Orijinal şapel 1852 yılında inşa edilmiştir. Bugün var olan şapel oldukça yenidir ve büyük bir olasılıkla eski şapelin yerine inşa edilmiştir.  2009  yılında restore edilip boyanan şapelin modern bir görünüşü vardır. Her yıl 3 Kasım günü KKTC’de ve Güney Kıbrıs’ta  yaşayan Maronitler bu şapelin bulunduğu koyda dini tören yapmaktadırlar.GALUSA (GALOUSAS) MAĞARASI
Kayalar ile Sadrazamköy köy arasında, Kornos koyunun karşısındaki sarp tepenin kuzeydoğusunda , zirveye yakın bir yerdedir. Çevredeki köylerin  halkı tarafından kutsal sayılır ve doğum yapmış , fakat sütü kesilmiş Türk , Rum ve Maronit kadınlar tarafından şifa bulmak amacıyla ziyaret edilirdi.

Geçitköy

GEÇİTKÖY (PANAGRA – PANAĞRA)

Girne  kıyı ovasının batısındaki son köydür. Girne – Güzelyurt anayolu üzerinde bulunan köyün Girne’den uzaklığı 25 kilometredir. Köy , Panağra Geçiti’nin üzerindeki hafif engebeli bir düzlük üzerinde kuruludur . Arazisi ;  Beşparmak Dağları’nın güney yamaçlarından doğan ,  dağlık bölgeyi yarıp kuzeye yönelen ,  Parnet Deresi ile birleşerek Panağra deltasını oluşturan ve köyün kuzeyinde denize dökülen Panağra (Paleomilos) Deresi ile parçalanmıştır . Bu derenin geçtiği vadide 1989 yılında tamamlanan 1.800.000 m3 su kapasiteli Geçitköy – Dağdere  Göleti inşa edilmiştir . 2004 yılında Türkiye Cumhuriyeti tarafından Mersin’in Anamur ilçesindeki Kocaçay üzerinde yaptırılacak Alaköprü Barajı’ndan “KKTC’ne Boruyla Su Götürme” amaçlı bir proje başlatılmıştır. Projenin tamamlanması ile barajdan düzenli çekim ile saniyede 2.38 m3 , yılda da 75.000.000 m3  suyun Geçitköy Barajı’na aktarılması ve dağıtımının buradan yapılması planlanmaktadır.

20 Temmuz 1974’ten sonra köy isimleri Türkçeleştirilirken köyün adı değiştirilmiş ve Girne-Güzelyurt arasındaki geçitte yer alması nedeniyle “Geçitköy” olarak isimlendirilmiştir. Küçük bir köy olan Geçitköy’ün, 2011 yılında yapılan nüfus sayımına göre nüfusu 220 olarak saptanmıştır.

AGIOS ANDREAS (APOSTOLOS ANDREAS – AYANDREYA) KİLİSESİ

Köyün tek kilisesidir. Özellikli olmayan bu kilise  Apostol Andreas’a adanmıştır. Kesin inşa tarihi bilinmemektedir. Fakat oldukça yeni bir yapı olduğu kesindir. 1974’ten sonra , yapıda hiçbir değişiklik yapılmadan cami olarak kullanılmaya başlanmıştır. Camiye , “Şehit Allahverdi Kılıç Camisi” adı verilmiştir.

Karşıyaka

KARŞIYAKA
(VASİLYA- VASILEIA – VASILIA)

Girne’nin 18 km batısında , dağınık yerleşim şekline sahip bir köydür.    2000’li yılların başına kadar köylünün en önemli geçim kaynağı limon bahçeleriydi . Girne ilçesinin tümünde 2003-2004 yıllarında başlayan inşaat patlaması Karşıyaka köyününde  de gerçekleşmiş ve bölgede çok sayıda lüks villalar, toplu konutlar , oteller ve tatil köyleri inşa edilmiştir. Günümüzde köyde yaşayanların bir kısmı Girne’de işçi , memur veya esnaf  olarak çalışmaktadır. Köyün güneyi çam ormanları ile kaplıdır. Kıyı ovası üzerindeki  boş kalan araziler ise tarım arazisi olarak kullanılmakta  ve sulanabilen bölgelerde sebze yetiştirilmektedir . Sulanamayan bölgelerde bulunan zeytin ve harup ağaçları da köylüye iyi bir gelir olmaktadır. Küçük çapta yapılan hayvancılık da köylünün önemli uğraşları arasındadır.
2004’te başlayan inşaat patlamasından sonra Karşıyaka’nın nüfusunda büyük çapta artış oldu.  Çok sayıda  yabancı da ev  satın alıp köye yerleşti. 2006’da yapılan nüfus  sayımında köy nüfusu 2110, 2011 yılında yapılan sayımda ise ………… olarak saptanmıştır. Bakanlar Kurulu’nun köylerin belediyelere bağlanması ile ilgili aldığı karardan sonra Karşıyaka Lapta Belediyesi’ne bağlanmıştır.

Köyün orjinal adı olan “Vasilya”, Yunanca “kral” anlamına gelen “vasilias” kelimesinden türemiştir. 1958-59 yılları arasında köy isimleri  Türkçeleştirilirken  Vasilya’nın adı “Karşıyaka” olmuştu.

KÖYÜN TARİHİ YERLERİ

Lapta

LAPTA (LAPITHOS – LAPETHOS)

Girne’nin 14 km batısında , Girne sıra dağlarının  1024 metre yüksekliği ile en yüksek tepesi olan Servili Tepe (Selvili Tepe – Kyparissovounos)’nin kuzeyinde ve  Girne – Güzelyurt anayolu üzerinde yeralan büyük bir yerleşim yeridir. Dağ yamaçlarından  sahile kadar yayılmış olan Lapta’nın yüzölçümü 18.3 km2 dir. Tarih boyunca Lapathos , Lapethia , Lapethos , Lapida , Lapitho , Lapithos , Lapthia , Lambousa , Imeroessa ve Lapithea adları ile anıldı. Lapta, deniz ve dağ arasına amfitiyatro şeklinde kuruludur. Deniz düzeyinden ortalama yüksekliği 250 metredir. Batısında Karşıyaka (Vasilya- Vasileia) ve  doğusunda Alsancak (Karava – Karavas) ile komşudur. Lapta ;  fiziki konumu, yemyeşil dağları, gür bitki örtüsü, ılıman iklimi  ve bol suyu ile Kıbrıs’ın en güzel yerleşim yerlerinden biridir.
1974’ten önce Lapta;  Kıbrıs standartlarında büyük bir yerleşim yeri olması ve  nüfusunun fazla oluşu  nedenleriyle yedi ayrı bölgeye (semt – muhtarlık) ayrılmıştı. Rumların yaşadığı 6 bölgenin idari sınırları ,  o mahallerdeki kiliselerin varlığı temel alınarak saptanmıştı  ve o bölgeler Rumca “kilise bölgesi” anlamına gelen “enoria” adıyla söylenmekteydi. Yedinci bölge ise Türklerin yaşadığı bölgeydi . Bu bölge “Türk Mahallesi” olarak bilinirdi ve muhtarı Türkler tarafından seçilirdi. 1974’ten sonra Lapta’daki eski Türk Mahallesi dışında kalan 6 mahallenin (muhtarlığın) isimleri Lapta Türk Belediyesi tarafından değiştirilmiştir .

Kasabanın çalışan kesiminin büyük bir kısmını memur ve işçiler oluşturmaktadır. Geriye kalanlar ise turizm sektörü ve küçük sanayi işletmelerinde çalışmakta veya tarım , hayvancılık ve balıkçılık ile uğraşmaktadır.